KENTİN SOSYAL ÖRGÜTLENMESİNİN KAZANIMLARI
Metin ALGÜL
Barış; çoğumuz için çok güzel ama aynı zamanda çok zor bir kelime. Barışa inanmamamız için yaşadığımız dünyada yeteri kadar savaş ve haksızlık var. İnsanoğlunun yaşamı sürdüğü sürece savaş kadar barış, kötülük kadar iyilik de bir seçenek olacaktır. Tam da bu noktada bizi diğerlerinden ayıran özelliğimiz ve güçlü tarafımız ortaya çıkıyor: İçimizde sakladığımız, gizlediğimiz ve çevremize hissettirmeden taşıdığımız gücümüzü kullanma alanı yaratmak ve bütünlüğü sağlamanın birleştirici gücünü topluma yaşatma fırsatını hayata geçirmek zorundayız.
Bunun da tek yolu örgütlenmekten geçer.
Bugüne kadar çok farklı örgütlenme seçenekleri yarattık ya da bize sunulan seçenekleri denedik. Denedikçe deneyim kazandık, kendimizi geliştirdik. Doğrular ve yanlışlar yaptık; her yaşadığımızdan bir kazanım elde ettik. Geldiğimiz noktada, bu kazanımları ancak kendi insanımızla, bize benzeyen, bizden olan ve ortak hareket edebildiğimiz çevreyle gerçekleştirebileceğimizi öğrenmiş olduk.
Bugüne kadarki deneyimlerimiz bizi yıprattı. Bundan sonra geçmişteki örgütlenme şekillerinden ya da benzer modellerden akılcı bir yol bulmak hem imkânsız hem de zaman kaybı olacaktır. Yeni deneyimler, yeni acılar ve toplumsal kayıplar doğurabilir.
Doğru olan tek seçenek vardır: Kent halkının ortak hareket etmesi. Nereli olduğuna, mezhebine, mesleğine ya da ekonomik durumuna bakmadan ortak bir güç oluşturarak yaşanabilir bir kent yaratmak ve kentte yaşayan bireyleri, toplulukları birlikte var etmek zorundayız.
Okuyup düşündüğümüzde “Ben bunu nasıl yapacağım?” sorusunu sorabiliriz. Bunun nedeni, geçmiş örgütlenme deneyimlerimizde çoğu zaman yalnız bırakılmış olmamız ve farklı düşünceleri bir araya getiremememizdir. Yaşadığımız kayıplar, başarısızlıklarımızın temel sebebi olmuştur.
Öncelikle farkında olmamız gereken gerçek şudur: Tek bir amaç, tek bir düşünce ya da tek bir hedef hiçbir zaman kent yaşamında toplumun tamamına hitap edemez. Bize düşen; yeni oluşan kent yaşamına uygun, bireyi ayrıştırmayan, toplumu bir bütün olarak kabul eden ve bireyleri eşit gören yapılarda üretken olmaktır. Üretken bireyler, kuruluşların doğru adımlar atmasını sağlar.
Kentte yaşayan işçi, köylü, memur, esnaf ve işletmeciler birlikte hareket etmelidir. Yalnızca birlikte hareket eden toplum hedefe ulaşabilir ve kentte mutlu bir yaşam kurabilir.
Farklı mesleklerden, farklı mezhep ve kültürlerden geliyor olabiliriz; ancak ortak noktamız aynıdır: Hepimizin yaşadığı kentte sağlık, eğitim ve ortak yaşam alanlarında güvenli bir yaşam oluşturmak.
Kentin huzuru, mutluluğu ve gelişimi; kentte yaşayan dinamiklerin birbirine katkı sunduğu ortak bir zeminde buluşmasıyla mümkündür. Bu yazının okunmasını sağlayan ve kentin sosyal örgütlenmesini güçlendirmek amacıyla kurulan yapılar, bir kente yön veren ve kentin tüm dinamiklerini içinde barındıran oluşumlardır.
Öncelikle kendimizi, sonra ailemizi, dostlarımızı ve çevremizi güçlendirmek; kentte yaşayan insanların sağlık, eğitim ve çevre sorunlarının üstesinden gelmekle mümkündür.
Gün; birlik günüdür.
Gün; yaşadığımız kentte söz sahibi olma günüdür.
Gün; birlikte hareket etme günüdür.
Bunun yolu senden geçmektedir. Senin gelip bize güç katmanla ve birlikte aldığımız kararları hayata geçirmemizle mümkün olacaktır.
Toprak kullananın, su içenindir; bu kentte olan her şeyin sahibi de karar vereni de bizleriz. Bu ancak birlikte çalışarak mümkün olabilir.
Seni bu mücadelenin içine, birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.
Yaşadığımız kenti birlikte yönetmeye çağırıyoruz.






