BİR ŞEHRİN VİCDAN SINAVI: SOKAKLARDA YATAN İNSANLAR VE GÖRMEZDEN GELİNEN HAYATLAR


BİR ŞEHRİN VİCDAN SINAVI: SOKAKLARDA YATAN İNSANLAR VE GÖRMEZDEN GELİNEN HAYATLAR

ReklamlarReklamlarReklamlar

BİR ŞEHRİN VİCDAN SINAVI: SOKAKLARDA YATAN İNSANLAR VE GÖRMEZDEN GELİNEN HAYATLAR

Bir Bankta Yatan Sadece Bir İnsan Değildir

Gece herkes evine çekildiğinde, kapılar kapandığında ve şehir yavaş yavaş sessizliğe büründüğünde bazı insanlar için gece yeni bir mücadele başlar.

Bir belediye durağında…

Bir park bankında…

Bir cami avlusunda…

Bir sokak köşesinde…

Bir binanın girişinde…

Kartondan yapılmış geçici bir yatağın üzerinde…

Uyumaya çalışan insanlar vardır.

Ancak çoğu zaman yanlarından geçen insanlar onları yalnızca “sokakta yatan biri” olarak görür. Oysa o battaniyenin altında yatan insanın bir geçmişi, bir ailesi, bir hikâyesi, hayalleri, kırgınlıkları ve belki de yıllardır taşıdığı büyük travmaları vardır.

Kimisi işini kaybetmiştir.

Kimisi ailesini kaybetmiştir.

Kimisi ekonomik zorluklar nedeniyle evsiz kalmıştır.

Kimisi psikolojik sorunlarla mücadele etmektedir.

Kimisi bağımlılığın pençesine düşmüştür.

Kimisi yaşlıdır ve sahip çıkacak kimsesi yoktur.

Kimisi ise yıllarca yaşadığı şiddetten kaçarak sokaklara sığınmıştır.

Her sokakta yatan insanın hikâyesi farklıdır. Fakat ortak noktaları aynıdır:

Güvenli bir eve, sıcak bir yatağa, düzenli bir hayata ve en önemlisi insan gibi yaşamaya ihtiyaç duymaktadırlar.


SOKAKTA YAŞAMAK DEĞİL, HAYATTA KALMAYA ÇALIŞMAK

Sokakta yaşamak bir yaşam biçimi değildir.

Bu durum çoğu zaman insanların içine düştüğü ağır bir çaresizlik halidir.

Bir insanın gece nerede uyuyacağını bilmemesi, sabah ne yiyeceğini düşünmesi, eşyalarının çalınmasından korkması, yağmurdan korunacak bir yer araması ve her gün toplum tarafından dışlanması, insan psikolojisinde derin yaralar açar.

Ev, sadece dört duvardan oluşmaz.

Ev;

güvendir,

mahremiyettir,

dinlenmektir,

aidiyettir,

insanın kendisini dünyaya karşı koruyabildiği yerdir.

Bir insan bu güven alanını kaybettiğinde sadece evini kaybetmez.

Çoğu zaman hayatının düzenini, sosyal çevresini, geleceğe dair umutlarını ve kendine olan güvenini de kaybetmeye başlar.

Sokak, insanı yalnızlaştırır.

Yalnızlık ise zamanla insanın iç dünyasında büyük bir boşluğa dönüşebilir.


GÖRÜNMEYEN TRAVMALAR: SOKAKTA YAŞAMANIN PSİKOLOJİK BEDELİ

Sokakta yaşayan insanların yaşadığı en büyük sorunlardan biri görünmeyen psikolojik travmalardır.

Soğuk, açlık ve barınma sorunu dışarıdan görülebilir.

Ancak insanın içinde yaşadığı korkuyu, yalnızlığı ve çaresizliği görmek çok daha zordur.

Sokakta yaşayan bir insan sürekli olarak hayatta kalma mücadelesi verir.

Gece uyurken saldırıya uğrama korkusu yaşar.

Eşyalarının çalınmasından korkar.

Kötü hava koşullarından korkar.

Aç kalmaktan korkar.

Hastalandığında yardım bulamamaktan korkar.

Bu sürekli korku hali, insan psikolojisini zamanla yıpratır.

Sürekli Kaygı ve Korku

Güvenli bir ortamı olmayan insan sürekli tetikte yaşamak zorunda kalır.

Bir parkta veya durakta uyuyan kişi, derin ve huzurlu bir uyku uyuyamaz.

En küçük seste uyanabilir.

Her yaklaşan kişiyi tehdit olarak görebilir.

Bu durum zamanla ciddi kaygı bozukluklarına ve yoğun stres yaşamına neden olabilir.


Depresyon ve Umutsuzluk

İnsan uzun süre çözüm bulamadığı bir hayatın içinde kaldığında umutlarını kaybetmeye başlayabilir.

“Hayatım düzelmeyecek.”

“Kimse beni istemiyor.”

“Bana yardım eden yok.”

“Artık hiçbir şeyin anlamı yok.”

Bu düşünceler, insanın psikolojik olarak daha da içine kapanmasına neden olabilir.

İşte bu nedenle sokakta yaşayan insanların sorununa sadece “barınacak yer bulmak” olarak bakmak yeterli değildir.

Onların yeniden hayata tutunabilmesi için psikolojik destek de gereklidir.


Toplumdan Dışlanma ve İnsanlık Onurunun Yaralanması

Bir insanın sürekli olarak dışlanması, hor görülmesi ve istenmeyen biri gibi davranılması büyük bir psikolojik travmadır.

Bazı insanlar sokakta yaşayan birini görünce yanından hızla uzaklaşır.

Bazıları aşağılayıcı sözler söyler.

Bazıları ise onları bir insan olarak bile görmek istemez.

Oysa hiçbir insan, sırf yoksul olduğu veya evsiz kaldığı için insanlığından kaybetmez.

Yoksulluk suç değildir.

Evsizlik utanılacak bir durum değildir.

Asıl utanılması gereken, bir insanın çaresizliği karşısında toplum olarak duyarsız kalabilmektir.


SOKAKLARDAKİ DRAM SADECE BİREYSEL DEĞİL, SOSYOLOJİK BİR SORUNDUR

Sokakta yaşayan insanların sayısının artması yalnızca bireysel hayatların başarısızlığı olarak görülemez.

Bu durum aynı zamanda toplumdaki ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunların bir sonucudur.

İşsizlik…

Yüksek yaşam maliyetleri…

Gelir eşitsizliği…

Aile içi şiddet…

Bağımlılık…

Psikolojik hastalıklar…

Sosyal destek sistemlerinin yetersizliği…

Tüm bunlar insanları sokaklara sürükleyebilen nedenlerdir.

Bir şehirde insanlar belediye duraklarında, cami avlularında ve sokak köşelerinde uyumak zorunda kalıyorsa, bu sadece o insanların değil, o şehrin sosyal yapısının da alarm verdiğini gösterir.


CAMİ AVLULARINDA YATAN İNSANLAR: MERHAMETİN GÖLGESİNE SIĞINAN HAYATLAR

Bir insanın cami avlusunda uyuması üzerinde özellikle düşünülmesi gereken bir durumdur.

Çünkü cami avluları birçok insan için güvenli ve sakin bir alan olarak görülür.

Bazen bir insanın sığınacak başka hiçbir yeri kalmadığında kendisini bir caminin avlusunda bulması, aslında toplumun vicdanına yöneltilmiş sessiz bir sorudur:

“Benim için bu şehirde gerçekten güvenli bir yer var mı?”

İbadethaneler toplumun manevi değerlerinin önemli sembolleridir.

Ancak hiçbir insanın soğuktan korunmak için bir cami avlusunda sabahlamaya mecbur kalmaması gerekir.

Merhamet yalnızca bir kapının önünde uyumaya izin vermek olmamalıdır.

Gerçek merhamet;

o insanın neden sokakta kaldığını araştırmak,

ona ulaşmak,

barınma sağlamak,

sağlık hizmetine ulaştırmak

ve yeniden hayata kazandırmakla mümkündür.


BELEDİYE DURAKLARI GEÇİCİ BARINAK OLMAMALIDIR

Bir belediye durağı insanların otobüs beklemesi için yapılır.

Ancak bazı insanlar için o durak gece boyunca bir yatak haline geliyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sosyal sorun vardır.

Bir durağın koltuğunda uyuyan insan, aslında topluma şunu söylüyor olabilir:

“Benim gidecek bir yerim yok.”

Bu sessiz çığlığı duymak gerekir.

Bir şehirde modern binalar, geniş yollar, ışıklı meydanlar ve büyük projeler olabilir.

Ancak aynı şehirde insanlar sokaklarda uyuyorsa, o şehrin sosyal vicdanı da sorgulanmalıdır.

Bir şehrin gelişmişliği sadece yaptığı binalarla ölçülmez.

En çaresiz insanına nasıl davrandığıyla ölçülür.


KURUMLARIN SESSİZLİĞİ SORUNU BÜYÜTÜR

Birçok sosyal sorun, ilk ortaya çıktığında küçük müdahalelerle çözülebilir.

Ancak sorun görmezden gelindiğinde büyür.

Sokakta yaşayan bir insan ilk gün belki yalnızca geçici bir barınma sorunu yaşamaktadır.

Fakat aylarca sokakta kalırsa;

psikolojik sorunları ağırlaşabilir,

sağlığı bozulabilir,

sosyal çevresinden tamamen kopabilir,

bağımlılık riski artabilir,

şiddet ve suç mağduru olabilir.

Bu nedenle kurumların yaklaşımı sadece sorun büyüdükten sonra müdahale etmek olmamalıdır.

Önleyici sosyal politikalar geliştirilmelidir.

Kurumların sessizliği çoğu zaman sorunların görünmez hale gelmesine neden olur.

Fakat görünmeyen sorun yok olmuş değildir.

Sadece toplumun gözünden uzaklaşmıştır.


“BU BİZİM GÖREVİMİZ DEĞİL” ANLAYIŞI BİTMELİDİR

Sokakta yaşayan insanların sorunları tek bir kurumun omuzlarına bırakılamaz.

Belediyeler…

Sosyal hizmet kurumları…

Sağlık kuruluşları…

Kamu kurumları…

Sivil toplum kuruluşları…

Üniversiteler…

Yerel yönetimler…

Mahalle temsilcileri…

Ve toplumun tamamı birlikte hareket etmelidir.

Bir kurumun “Bu bizim görev alanımız değil” diyerek sorumluluktan uzaklaşması çözüm değildir.

Çünkü sokakta yaşayan insanın sorunu kurumların görev tanımları arasında kaybolmamalıdır.

İnsan hayatı, bürokratik yazışmalardan daha değerlidir.


BELEDİYELER NE YAPMALIDIR?

Belediyeler sokakta yaşayan insanlara yönelik aktif ve sürekli çalışan sosyal destek sistemleri oluşturmalıdır.

1. GEÇİCİ VE GÜVENLİ BARINMA MERKEZLERİ

Her büyük yerleşim alanında insanların güvenli şekilde kalabileceği merkezler oluşturulmalıdır.

Bu merkezler sadece yatacak yer olmamalıdır.

İçerisinde;

- sıcak yemek,
- temiz kıyafet,
- duş imkânı,
- kişisel hijyen,
- sağlık kontrolü,
- psikolojik destek,
- sosyal hizmet danışmanlığı

bulunmalıdır.


2. SOKAK SOSYAL HİZMET EKİPLERİ

Kurumlar insanların kendiliğinden yardım merkezlerine gelmesini beklememelidir.

Sosyal hizmet ekipleri sokaklara çıkmalıdır.

Gece devriyeleri ve sosyal destek ekipleri;

parkları,

durakları,

cami çevrelerini,

metruk alanları

düzenli olarak ziyaret etmelidir.

Amaç insanları zorla bir yerden kaldırmak olmamalıdır.

Amaç onların sorunlarını anlamak ve güven ilişkisi kurmak olmalıdır.


İNSANLARI SOKAKTAN KALDIRMAK ÇÖZÜM DEĞİLDİR

Burada çok önemli bir gerçeği görmek gerekir.

Bir insanı bulunduğu sokaktan kaldırmak, eğer ona gidecek başka bir yer verilmezse çözüm değildir.

Sorunu sadece başka bir noktaya taşımaktır.

Bugün bir parkta uyuyan insanı kaldırırsınız.

Yarın başka bir parkta uyur.

Bugün bir duraktan kaldırırsınız.

Yarın başka bir sokak köşesine gider.

İnsanları görünmez hale getirmek, sorunları çözmek değildir.

Gerçek çözüm;

barınma sağlamaktır.

Tedavi sağlamaktır.

Psikolojik destek vermektir.

İş imkânı oluşturmaktır.

Aile ve sosyal bağları yeniden kurmaktır.


SAĞLIK VE PSİKOLOJİK DESTEK ŞARTTIR

Sokakta yaşayan birçok insanın fiziksel ve ruhsal sağlık hizmetlerine ulaşması zor olabilir.

Bu nedenle sağlık ekiplerinin sahaya inmesi gerekir.

Mobil sağlık araçları oluşturulmalıdır.

Düzenli sağlık kontrolleri yapılmalıdır.

Psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları aktif olarak görev almalıdır.

Ancak burada yaklaşım çok önemlidir.

İnsanlara tepeden bakarak değil, onları dinleyerek yaklaşılmalıdır.

Bir insanın hayatını değiştirecek ilk şey bazen büyük bir proje değil, onu gerçekten dinleyen bir insanın varlığıdır.


İŞ VE MESLEK KAZANDIRMA PROGRAMLARI OLUŞTURULMALIDIR

İnsanlara sadece yardım yapmak yeterli değildir.

Yardımın yanında yeniden kendi ayakları üzerinde durabilecekleri imkânlar da sağlanmalıdır.

Meslek edindirme kursları…

Geçici istihdam programları…

Belediye destekli çalışma alanları…

Özel sektör iş birlikleri…

Sosyal girişim projeleri…

oluşturulmalıdır.

Bir insanın düzenli bir işe sahip olması, yalnızca gelir elde etmesini sağlamaz.

Aynı zamanda;

özgüvenini artırır,

topluma yeniden bağlanmasını sağlar,

hayatına düzen getirir,

geleceğe umutla bakmasına yardımcı olur.


AİLELERLE VE SOSYAL ÇEVREYLE BAĞLAR YENİDEN KURULMALIDIR

Bazı insanların aileleriyle bağları tamamen kopmuş olabilir.

Ancak uygun olan durumlarda profesyonel destekle aile ilişkilerinin yeniden kurulması sağlanabilir.

Bunun için sosyal hizmet uzmanları;

aileleri araştırmalı,

sorunun nedenlerini anlamalı,

arabuluculuk ve danışmanlık sağlamalıdır.

Ancak hiçbir insan zorla ailesinin yanına gönderilmemelidir.

Çünkü bazı insanlar aile içi şiddet veya ağır travmalar nedeniyle evlerinden ayrılmış olabilir.

Her olay kendi koşulları içerisinde değerlendirilmelidir.


BAĞIMLILIK VE RUH SAĞLIĞI SORUNLARI GÖRMEZDEN GELİNMEMELİDİR

Bazı sokak yaşayan insanların bağımlılık sorunları olabilir.

Ancak bu insanlar “istenmeyen kişiler” olarak dışlanmamalıdır.

Bağımlılık ve ruh sağlığı sorunları profesyonel destek gerektiren ciddi meselelerdir.

Tedavi merkezleri, rehabilitasyon programları ve uzun süreli sosyal destek sistemleri oluşturulmalıdır.

Bir insan tedavi olduktan sonra tekrar sokaklara dönüyorsa, sorun yalnızca tedavide değildir.

Tedaviden sonraki hayatın da planlanması gerekir.

Barınması olmayan, işi olmayan ve sosyal desteği bulunmayan insanın yeniden eski koşullara dönme riski yüksektir.


SİVİL TOPLUM VE GÖNÜLLÜLERİN ROLÜ

Sivil toplum kuruluşları da bu konuda önemli görevler üstlenebilir.

Ancak yapılan çalışmalar sadece bir gün yemek dağıtmakla sınırlı kalmamalıdır.

Elbette sıcak yemek önemlidir.

Elbette kıyafet yardımı önemlidir.

Ancak kalıcı çözüm için daha fazlası gerekir.

Sivil toplum kuruluşları;

- ihtiyaç tespiti yapmalı,
- hukuki destek sağlamalı,
- sağlık hizmetlerine yönlendirmeli,
- barınma konusunda yardımcı olmalı,
- iş imkânları oluşturmalı,
- kamu kurumlarıyla iş birliği yapmalıdır.


TOPLUM OLARAK BİZ NE YAPMALIYIZ?

Bazen insanlar büyük sorunlar karşısında kendilerini çaresiz hisseder.

“Ben tek başıma ne yapabilirim?” diye düşünürler.

Oysa insanlık çoğu zaman küçük davranışlarla başlar.

Bir insanı küçümsememek…

Aşağılamamak…

Onu görünce yüz çevirmemek…

Yetkili kurumlara haber vermek…

Gerçekten ihtiyacı varsa uygun sosyal destek kanallarına yönlendirmek…

Bazen bir insanın hayatındaki ilk değişim, toplumun onu yeniden insan olarak görmesiyle başlar.


BİR ŞEHRİN EN BÜYÜK AYIBI YOKSULLUĞU DEĞİL, DUYARSIZLIĞIDIR

Yoksulluk her toplumda ortaya çıkabilir.

Ekonomik krizler yaşanabilir.

İnsanlar işlerini kaybedebilir.

Aileler dağılabilir.

Hayatlar beklenmedik şekilde değişebilir.

Ancak bir toplumun gerçek sınavı, bu durumda kalan insanlara nasıl davrandığıdır.

Bir şehir;

gökdelenleriyle değil,

en yüksek binalarıyla değil,

en büyük meydanlarıyla değil,

en çaresiz insanına uzattığı elle büyüktür.


SONUÇ: SOKAKTA YATAN BİR İNSAN, TOPLUMUN SESSİZ SORUSUDUR

Belediye durağında uyuyan insan…

Cami avlusunda sabahlayan yaşlı…

Park bankında battaniyeye sarılan genç…

Sokak köşesinde hayatını sürdürmeye çalışan kadın veya erkek…

Hepsi aslında topluma aynı soruyu soruyor:

“Beni gerçekten görüyor musunuz?”

Bu soruya sadece sözlerle cevap verilemez.

Cevap;

sosyal politikalarla verilmelidir.

Barınma merkezleriyle verilmelidir.

Sağlık hizmetleriyle verilmelidir.

Psikolojik destekle verilmelidir.

İstihdamla verilmelidir.

İnsan onuruna yakışan yaşam koşullarıyla verilmelidir.

Kurumların görevi yalnızca sorunları kayda geçirmek değildir.

Sorunlara çözüm üretmektir.

Belediyelerin görevi yalnızca yollar yapmak değildir.

İnsanların hayatına da yol açmaktır.

Sosyal kurumların görevi yalnızca rapor hazırlamak değildir.

Çaresiz insanlara ulaşmaktır.

Toplumun görevi ise yalnızca izlemek değildir.

Vicdanını harekete geçirmektir.

Çünkü bugün bir belediye durağında yatan insanın dramına sessiz kalan bir toplum, yarın kendi vicdanının sessizliğiyle yüzleşmek zorunda kalabilir.

Unutulmamalıdır:

“Bir insan sokakta yatıyorsa, sadece onun evi yoktur demek değildir; toplum olarak çözmemiz gereken bir sorumluluk vardır.”

“Hiç kimse bir bankta doğmaz, bir durakta yaşamayı hayal etmez, bir cami avlusunda yaşlanmayı istemez.”

İnsanları sokaktan uzaklaştırmanın yolu onları başka bir sokağa göndermek değildir.

Onlara bir kapı açmaktır.

Bir yatak…

Bir iş…

Bir tedavi…

Bir umut…

Ve en önemlisi;

YENİDEN İNSAN OLDUĞUNU HİSSEDEBİLECEĞİ BİR HAYAT VERMEKTİR.

Çünkü bir toplumun gerçek büyüklüğü, güçlü insanların ne kadar rahat yaşadığıyla değil;

çaresiz insanların ne kadar sahipsiz bırakılmadığıyla ölçülür.

Metin ALGÜL

ReklamlarReklamlarReklamlar
Etiketler:


Bir Yorum Yaz