CUMHURİYET, BİR MİLLETİN ONURU, ÖZGÜRLÜĞÜ VE GELECEĞİDİR


CUMHURİYET, BİR MİLLETİN ONURU, ÖZGÜRLÜĞÜ VE GELECEĞİDİR

ReklamlarReklamlarReklamlar

CUMHURİYET, BİR MİLLETİN ONURU, ÖZGÜRLÜĞÜ VE GELECEĞİDİR!

29 Ekim: Karanlıktan Aydınlığa Uzanan Bir Milletin Yeniden Doğuşu

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet; insanın insan yerine konulması, kadının özgürleşmesi, çocuğun geleceğe umutla bakması, halkın kendi kaderine sahip çıkması ve hiçbir insanın kendisini diğerinden daha değersiz hissetmemesidir.

29 Ekim 1923…

Bu tarih, Türk milletinin hafızasına altın harflerle yazılmış, bağımsızlık mücadelesinin büyük bir siyasi ve toplumsal kazanıma dönüştüğü tarihî bir gündür. Çünkü o gün, Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiş; egemenliğin kaynağının millet olduğu, devlet yönetiminin millet iradesine dayanması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Cumhuriyet, bir milletin yalnızca geçmişini değil, geleceğini de kendi ellerine almasıdır.

Cumhuriyet, bir kişinin, bir ailenin ya da ayrıcalıklı bir zümrenin değil, milletin ortak iradesinin esas alınmasıdır.

Cumhuriyet, insanın doğduğu aileye, sahip olduğu servete, cinsiyetine veya toplumsal konumuna bakılmaksızın onurlu bir yaşam sürme hakkını savunan büyük bir idealdir.

Bu nedenle 29 Ekim, yalnızca takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir bayram günü değildir. Bu tarih, bağımsızlığın, özgürlüğün, eşitliğin ve millet olma bilincinin yeniden hatırlandığı anlamlı bir gündür.

Ve bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz Cumhuriyeti yalnızca kutluyor muyuz, yoksa onun değerlerini hayatımızın her alanında yaşatıyor muyuz?

CUMHURİYETİN TEMELİNDE MİLLETİN İRADESİ VARDIR

Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biri, devlet yönetiminin millet iradesine dayanmasıdır.

Çünkü bir ülkede halk yalnızca seçim zamanı hatırlanıyorsa, vatandaşın sorunları duyulmuyorsa, insanların talepleri karşısında kapılar kapanıyorsa, Cumhuriyetin temsil ettiği demokratik sorumluluk yeterince yerine getirilmiyor demektir.

Cumhuriyet, vatandaşı devletin karşısında çaresiz bırakmak için değil, devleti vatandaşına karşı sorumlu kılmak için vardır.

Bir vatandaşın düşüncesini özgürce ifade edebilmesi, yöneticilerini eleştirebilmesi, seçimlerde oy kullanabilmesi ve ülkesinin geleceğinde söz sahibi olabilmesi Cumhuriyetin demokratik yaşamıyla doğrudan ilişkilidir.

Elbette Cumhuriyetin ilan edilmiş olması, bütün sorunların kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Demokrasinin gelişmesi, adaletin güçlenmesi ve temel hakların korunması için sürekli çaba gösterilmesi gerekir.

Çünkü Cumhuriyet, geçmişte kazanılmış bir zafer olduğu kadar geleceğe karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur.

Cumhuriyetin gerçek gücü, yalnızca devletin adında değil, vatandaşın hayatında ne kadar özgür, eşit ve güvende olduğunda saklıdır.

CUMHURİYET, KADININ KENDİ HAYATI ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ OLMASIDIR

Bir toplumun gelişmişliği, kadınlarına tanıdığı haklarla ve onlara sunduğu fırsatlarla yakından ilişkilidir.

Kadının eğitim hakkından yararlanamadığı, çalışma hayatından dışlandığı, düşüncelerini açıklarken baskı gördüğü veya şiddet karşısında yalnız bırakıldığı bir toplum, gerçek anlamda ilerleyemez.

Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen hukuk ve eğitim reformları, kadınların toplumsal hayattaki konumunun dönüşmesinde önemli rol oynamıştır.

Türk Medeni Kanunu'nun 1926 yılında kabul edilmesiyle aile ve hukuk yaşamında önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Kadınların siyasi hakları da aşamalı olarak tanınmıştır. Kadınlar 1930 yılında belediye seçimlerinde, 1933 yılında muhtarlık seçimlerinde ve 1934 yılında milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir.

Bu kazanımlar, Türkiye'nin toplumsal tarihinde önemli dönüm noktalarıdır.

Ancak bugün mesele yalnızca geçmişte kazanılan hakları hatırlamak değildir. Asıl mesele, bu hakların hayatın her alanında korunmasını ve geliştirilmesini sağlamaktır.

Bir kız çocuğu, sırf kız olduğu için eğitiminden mahrum bırakılmamalıdır.

Bir kadın, sırf kadın olduğu için daha düşük ücretle çalışmaya mahkûm edilmemelidir.

Hiçbir kadın, şiddete uğrama korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalıdır.

Hiçbir anne, çocuğunun geleceği için kendi hayallerinden vazgeçmeye mecbur bırakılmamalıdır.

Kadınların siyasette, bilimde, sanatta, eğitimde, ekonomide ve toplumsal yaşamın her alanında eşit fırsatlara sahip olması bir ayrıcalık değil, adil bir toplumun gereğidir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınların toplumsal yaşamdaki yerini güçlendirmeye yönelik yaklaşımı da bu dönüşümün önemli tarihsel dayanaklarından biridir.

Unutulmamalıdır ki kadınların özgür olmadığı bir toplumda özgürlük eksik, kadınların eşit olmadığı bir toplumda eşitlik eksiktir.

Cumhuriyet, kadınların yalnızca var olmasını değil; özgürce yaşamasını, üretmesini, karar vermesini ve geleceği şekillendirmesini savunmalıdır.

BİR ÇOCUĞUN GÜLÜŞÜ, CUMHURİYETİN GELECEĞİDİR

Cumhuriyetin en önemli sorumluluklarından biri çocuklara karşıdır.

Çünkü bir ülkenin geleceği, çocuklarının nasıl bir ortamda büyüdüğüne bağlıdır.

Bir çocuk güvenli bir evde yaşayabiliyor mu?

Nitelikli eğitime ulaşabiliyor mu?

Yeterli beslenebiliyor mu?

Düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor mu?

Hayallerini gerçekleştirebilmek için kendisine fırsat tanınıyor mu?

Bu soruların cevapları, toplumun çocuklara verdiği değeri gösterir.

Cumhuriyet, çocukların yalnızca geleceğin yetişkinleri olarak görülmemesini gerektirir. Çocuklar bugün de hakları olan, korunması ve gelişimi desteklenmesi gereken bireylerdir.

Her çocuğun eğitim hakkı vardır. Her çocuğun şiddetten, istismardan, ihmalden ve sömürüden korunma hakkı vardır. Her çocuğun oyun oynamaya, öğrenmeye, kendini geliştirmeye ve umutla büyümeye ihtiyacı vardır.

Bir çocuğun yoksulluk nedeniyle okulunu bırakması yalnızca o çocuğun değil, toplumun da kaybıdır.

Bir çocuğun çalışmak zorunda kalması, çocukluğunu yaşayamaması ve eğitimden uzaklaşması karşısında sessiz kalmak, geleceğe karşı sorumluluğumuzu unutmaktır.

Bir ülkede bazı çocuklar en iyi eğitim imkânlarına ulaşırken bazı çocuklar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, fırsat eşitliği konusunda hâlâ yapılması gerekenler var demektir.

Cumhuriyetin bize yüklediği görev, her çocuğun doğduğu koşullardan bağımsız olarak kendisini geliştirebileceği bir ülke kurmaktır.

Çünkü çocukların eşit fırsatlara sahip olduğu bir toplumda umut büyür, adalet güçlenir ve gelecek aydınlanır.

Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca fabrikaları, yolları ve binaları değildir. O ülkenin asıl zenginliği, çocuklarının gözlerindeki umut ve yüreklerindeki güven duygusudur.

HALKIN EŞİTLİĞİ: HİÇBİR İNSAN DİĞERİNDEN DAHA DEĞERSİZ DEĞİLDİR

Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri eşit yurttaşlık anlayışıdır.

İnsanların aileleri, ekonomik durumları, cinsiyetleri veya toplumsal konumları farklı olabilir. Ancak bu farklılıklar, hiç kimseye diğer insanlar üzerinde doğuştan gelen bir üstünlük sağlamaz.

Bir işçinin emeği de değerlidir, bir öğretmenin bilgisi de…

Bir çiftçinin alın teri de değerlidir, bir hekimin insan hayatını korumak için gösterdiği çaba da…

Bir annenin emeği de değerlidir, bir gencin geleceğe yönelik hayalleri de…

Toplumu ayakta tutan, farklı mesleklerde çalışan ve farklı hayatlar yaşayan insanların ortak emeğidir.

Cumhuriyetin eşit yurttaşlık anlayışı, herkesin kanun önünde eşit olması ve temel haklardan ayrımcılığa uğramadan yararlanabilmesi gerektiğini ifade eder.

Ancak eşitlik, yalnızca kâğıt üzerinde yazılı bir ilke olarak kalmamalıdır.

Bir insanın ekonomik gücü olmadığı için sağlık hizmetlerine erişememesi, bir gencin maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hayallerinden vazgeçmesi veya bir vatandaşın hak ararken kendisini yalnız hissetmesi, toplumsal adalet konusunda daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini hatırlatır.

Adalet, yalnızca güçlü olanın haklarını korumak değildir. Adalet, hakkını aramakta zorlanan insanın da yanında durabilmektir.

Cumhuriyet, vatandaşlar arasında ayrıcalık duvarları yükseltmek için değil, ortak bir gelecek kurabilmek için vardır.

Bu nedenle yöneticilerden beklenen; halkın sesini dinlemeleri, kamu kaynaklarını toplumun yararına kullanmaları, hukukun üstünlüğünü korumaları ve vatandaşlara eşit mesafede durmalarıdır.

Bir ülkede hiçbir vatandaş kendisini sahipsiz hissetmiyorsa, hiç kimse hakkını ararken korkmuyorsa ve herkes geleceğe umutla bakabiliyorsa, Cumhuriyetin değerleri toplumda daha güçlü biçimde hayat buluyor demektir.

CUMHURİYET, DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GÜVENCESİ OLMALIDIR

Özgürlük, yalnızca istediğini yapabilmek değildir. Özgürlük, insanın haklarını bilmesi, düşüncelerini açıklayabilmesi ve başkalarının haklarına saygı göstererek yaşayabilmesidir.

Bir toplumda insanlar farklı düşüncelere sahip olabilir.

Kimi bir görüşü savunur, kimi başka bir görüşü…

Kimi mevcut yöneticileri destekler, kimi onları eleştirir.

Demokratik toplumun gücü, bu farklılıkların varlığında değil, farklılıkların barış içinde yaşayabilmesinde ortaya çıkar.

Hiç kimse düşüncesi nedeniyle aşağılanmamalı, tehdit edilmemeli veya temel haklarından mahrum bırakılmamalıdır.

Eleştiri düşmanlık değildir. Soru sormak saygısızlık değildir. Farklı düşünmek, bir ülkeye bağlı olmamak anlamına gelmez.

Aksine, ülkesinin daha iyi olmasını isteyen insanlar sorunları dile getirebilir, yanlışları eleştirebilir ve çözüm önerileri sunabilir.

Cumhuriyetin demokratik niteliği; özgür basın, bağımsız ve tarafsız yargı, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk ve temel hakların korunmasıyla güçlenir.

Özgürlüklerin korunması, yalnızca bir kesimin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.

Çünkü bugün başka birinin hakkını savunmayan insan, yarın kendi hakkını savunacak bir ses bulamayabilir.

Cumhuriyet, herkesin aynı şeyi düşündüğü bir ülke değil; farklı düşünen insanların eşit haklarla ve güven içinde yaşayabildiği bir ülke idealidir.

EĞİTİM, CUMHURİYETİN AYDINLIK YOLUDUR

Bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli güçlerden biri eğitimdir.

Eğitim, yalnızca bir meslek sahibi olmak için değil, düşünebilen, sorgulayabilen, haklarını bilen ve sorumluluklarını yerine getiren bireyler yetiştirmek için de gereklidir.

Cumhuriyet döneminde eğitim alanında gerçekleştirilen reformlar, çağdaşlaşma hedefinin önemli parçalarından biri olmuştur. Öğretim birliğini sağlayan 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, bu sürecin temel adımlarındandır.

Eğitim, insanlara yalnızca bilgi kazandırmaz; dünyayı anlamayı, sorunlara çözüm üretmeyi ve birlikte yaşamanın değerini öğrenmeyi de sağlar.

Bu nedenle hiçbir çocuğun geleceği, ailesinin ekonomik gücüne bağlı olarak şekillenmemelidir.

Köyde yaşayan bir çocukla büyükşehirde yaşayan bir çocuk, eğitim yoluyla kendisini geliştirebilmek için adil fırsatlara sahip olmalıdır.

Bilimsel düşünceye, sanata, kültüre ve özgür araştırmaya değer veren bir toplum, sorunlarını çözme konusunda daha güçlü olur.

Öğretmenlerin saygınlığı korunmalı, okulların imkânları geliştirilmeli ve çocukların nitelikli eğitime erişimi güvence altına alınmalıdır.

Çünkü eğitimden uzak kalan her çocuk, aslında gerçekleştirebileceği bir hayalden uzaklaşma riskiyle karşı karşıyadır.

Cumhuriyetin aydınlık geleceği, çocuklara ezberletilen cevaplarla değil, onların özgürce soru sorabilmesiyle büyür.

Bir ülkeye bırakılabilecek en değerli miras, sorgulamaktan korkmayan, bilimin ışığında ilerleyen ve insanlığa faydalı olmayı amaçlayan nesillerdir.

CUMHURİYETİ KORUMAK, GEÇMİŞE SAYGI DUYMAK KADAR GELECEĞE KARŞI SORUMLULUKTUR

Cumhuriyet, büyük fedakârlıklarla verilen Millî Mücadele'nin ardından kuruldu.

Bu mücadelede cephede savaşanların, cephe gerisinde emek verenlerin, ailesini ve yuvasını geride bırakanların, bağımsızlık uğruna büyük zorluklara katlananların payı vardır.

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesi, bu tarihsel mücadelenin en önemli sonuçlarından biri olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bağımsız bir devletin kuruluşunda önemli rol oynamışlardır.

Bugün geçmişi anarken yalnızca tarihî kişilikleri hatırlamakla yetinmemeliyiz. Onların hangi koşullarda mücadele ettiklerini ve gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakmayı amaçladıklarını da düşünmeliyiz.

Cumhuriyeti korumak, yalnızca bayrak asmak veya törenlere katılmak değildir.

Bunlar elbette anlamlı ve değerlidir. Ancak Cumhuriyete sahip çıkmak, günlük hayatımızda da onun temel değerlerini savunmaktır.

Haksızlık karşısında adaleti savunmak…

Kadına yönelik şiddete karşı durmak…

Çocukların eğitim hakkını korumak…

İnsanları düşünceleri nedeniyle düşmanlaştırmamak…

Kamu malına sahip çıkmak…

Yolsuzluğa ve kayırmacılığa karşı çıkmak…

Hukukun üstünlüğünü ve demokratik kurumları savunmak…

İnsanların inançlarına, düşüncelerine ve yaşam biçimlerine saygı göstermek…

Bunların her biri, daha adil ve demokratik bir toplum kurma çabasının parçalarıdır.

Cumhuriyete sahip çıkmak, geçmişte kazanılmış hakların gelecekte de korunmasını sağlamak ve yeni nesillere daha özgür bir ülke bırakmak demektir.

Cumhuriyet, yalnızca atalarımızdan devraldığımız bir miras değil; çocuklarımıza karşı taşıdığımız tarihî bir sorumluluktur.

CUMHURİYETİN EN BÜYÜK DÜŞMANI, VATANDAŞIN UMUTSUZLUĞUDUR

Bir toplumda insanlar geleceğe güvenle bakamıyorsa, gençler emeklerinin karşılığını alamayacaklarını düşünüyorsa, kadınlar kendilerini güvende hissetmiyorsa ve aileler çocuklarının geleceği için kaygılanıyorsa, bu sorunlar görmezden gelinemez.

Cumhuriyetin değerleri, insanların hayatında karşılık bulmalıdır.

Bir gencin çalışarak başarılı olabileceğine inanması gerekir.

Bir işçinin emeğinin karşılığını alması gerekir.

Bir emeklinin hayatını insan onuruna yakışır biçimde sürdürebilmesi gerekir.

Bir çiftçinin ürettiği ürünle geçimini sağlayabilmesi gerekir.

Bir annenin çocuğunun geleceğinden korkmaması gerekir.

Bir çocuğun hayallerini yoksulluk nedeniyle terk etmek zorunda kalmaması gerekir.

Bunlar, toplumsal adalet ve fırsat eşitliği açısından hepimizin üzerinde düşünmesi gereken meselelerdir.

Cumhuriyetin geleceğini güçlendirmek istiyorsak insanların sorunlarını dinlemeli, çözüm üretmeli ve kamu yönetiminde hesap verebilirliği önemsemeliyiz.

Vatandaşın devlete güven duyması, kendisini değerli hissetmesi ve geleceğe umutla bakabilmesi için adaletin ve eşit fırsatların güçlendirilmesi gerekir.

Bir ülkede insanlara yalnızca sabretmeleri söyleniyor, fakat sorunlarına çözüm üretilmiyorsa umut zamanla zayıflar.

Oysa Cumhuriyetin ihtiyacı olan şey, sorunlarını konuşabilen, yanlışlarını düzeltebilen ve ortak geleceği için birlikte hareket edebilen bir toplumdur.

Cumhuriyetin ışığı, insanların hayatına umut olarak yansıdığı ölçüde daha güçlü parlar.

BAYRAĞIMIZ AYNI, VATANIMIZ AYNI, CUMHURİYETİMİZ ORTAK!

Türkiye, farklı kültürleri, farklı düşünceleri, farklı yaşam biçimleri ve farklı hikâyeleri olan insanların ortak vatanıdır.

Bu ülkenin insanlarını bir arada tutan en önemli değerlerden biri, eşit yurttaşlık temelinde ortak bir gelecek kurabilme iradesidir.

Birbirimizle her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz.

Aynı siyasi görüşü savunmak, aynı hayat tarzını benimsemek veya aynı düşüncelere sahip olmak zorunda da değiliz.

Ancak birbirimizin haklarına saygı göstermek, ortak vatanımızın geleceğini düşünmek ve toplumsal barışı korumak zorundayız.

Cumhuriyet, farklılıklarımızı birbirimize karşı bir silaha dönüştürmek yerine ortak değerler etrafında buluşabilmemize imkân sağlayan demokratik bir zemindir.

Birbirimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Öfke yerine anlayışı, ayrıştırma yerine dayanışmayı, nefret yerine insan sevgisini büyütmeliyiz.

Çünkü bir ülkenin gücü, insanlarının birbirine ne kadar benzediğiyle değil, farklılıklarına rağmen ortak bir gelecek kurabilmesiyle ölçülür.

Cumhuriyet, kimsenin kendisini ülkesinin dışında hissetmediği, herkesin hukuk önünde eşit olduğu ve vatandaşlık bağının ortak sorumluluklarla güçlendiği bir toplum idealidir.

Bu ülke hepimizin. Bu vatan hepimizin. Cumhuriyet, ortak geleceğimizdir.

ATATÜRK'Ü ANLAMAK, CUMHURİYETİN DEĞERLERİNİ YAŞATMAKTIR

Mustafa Kemal Atatürk'ü anmak, yalnızca onun fotoğraflarını asmak veya sözlerini hatırlamakla sınırlı kalmamalıdır.

Onu anlamak; bağımsızlığa verdiği değeri, akla ve bilime duyduğu güveni, eğitim konusundaki hassasiyetini ve çağdaş bir toplum oluşturma hedefini kavramaya çalışmaktır.

Atatürk'ün öncülüğünde kurulan Cumhuriyet, Türkiye'nin yönetim ve toplum yapısında köklü bir dönüşümün başlangıcı olmuştur.

Bu dönüşümün temelinde bağımsızlık, millet egemenliği ve çağdaşlaşma hedefleri yer almıştır.

Bugün Atatürk'ü anmanın en anlamlı yollarından biri, ülkemizin sorunlarına akılcı çözümler aramak, bilime değer vermek, çocukların eğitimini güçlendirmek ve hukukun üstünlüğünü savunmaktır.

Bir öğretmenin öğrencisine umut vermesi, bir hekimin insan hayatını koruması, bir çiftçinin toprağını işlemesi, bir işçinin alın teriyle üretmesi ve bir vatandaşın haksızlık karşısında adaleti savunması, toplumun ortak geleceğine yapılan katkılardır.

Cumhuriyetin değerlerini yaşatmak, bu katkıları önemsemek ve herkesin emeğine saygı duymakla da mümkündür.

Atatürk'ün mirasına sahip çıkmak, geçmişi değişmez bir hatıra olarak görmek değil; onun işaret ettiği çağdaşlaşma hedefini bugünün şartlarında sürdürmeye çalışmaktır.

Atatürk'ü sevmenin en güzel yollarından biri, onun kurduğu Cumhuriyetin insanlara sunduğu özgürlük, eşitlik, eğitim ve bağımsızlık ideallerini yaşatmaktır.

29 EKİM, HER EVDE UMUT; HER YÜREKTE ÖZGÜRLÜK OLMALIDIR

Cumhuriyet Bayramı geldiğinde sokaklarımız kırmızı beyaza bürünür.

Bayraklarımız dalgalanır, marşlarımız söylenir, meydanlarımızda törenler düzenlenir.

Çocukların ellerindeki bayraklar, geçmişten geleceğe uzanan bir umudu temsil eder.

Ancak 29 Ekim'in gerçek anlamı, yalnızca meydanlarda değil, evlerimizde, okullarımızda, iş yerlerimizde ve toplumsal hayatımızın her alanında yaşamalıdır.

Bir evde kadın kendisini güvende hissediyorsa…

Bir çocuk korkmadan eğitimine devam edebiliyorsa…

Bir genç çalışarak geleceğini kurabileceğine inanıyorsa…

Bir emekli insanca yaşayabiliyorsa…

Bir vatandaş hakkını ararken kendisini yalnız hissetmiyorsa…

İnsanlar düşüncelerini açıklarken baskı korkusu taşımıyorsa…

Adalet, eşitlik ve insan onuru herkes için korunuyorsa…

İşte o zaman Cumhuriyetin değerleri insanların hayatında daha güçlü bir karşılık bulur.

Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamak kadar, Cumhuriyetin sunduğu imkânları bütün vatandaşlar için geliştirmek de önemlidir.

Çünkü Cumhuriyetin anlamı, yalnızca geçmişte elde edilen başarılarla değil, bugün hangi sorunları çözebildiğimizle ve geleceğe nasıl bir ülke bırakacağımızla da ilgilidir.

29 Ekim, hepimize bir kez daha sorumluluklarımızı hatırlatmalıdır.

Daha adil bir ülke için ne yapıyoruz?

Çocuklarımızın geleceği için hangi adımları atıyoruz?

Kadınların haklarını korumak için ne kadar çaba gösteriyoruz?

Farklı düşünen insanlarla birlikte yaşayabilmek için ne yapıyoruz?

Haksızlık karşısında sessiz mi kalıyoruz, yoksa adaletin yanında mı duruyoruz?

Bu soruların cevapları, Cumhuriyetin geleceğine nasıl katkıda bulunacağımızı belirleyecektir.

SON SÖZ: CUMHURİYETİ YAŞATMAK, İNSANI YAŞATMAKTIR!

29 Ekim 1923'te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin bağımsızlık mücadelesinin tarihî kazanımlarından biridir.

Bu büyük kazanımın anlamını korumak, Cumhuriyetin temel değerlerini gelecek nesillere aktarmak ve demokratik yaşamı güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Cumhuriyet; kadınların eşit haklara sahip olduğu, çocukların güvenle büyüdüğü, gençlerin geleceğe umutla baktığı, emekçilerin haklarının korunduğu ve hiçbir vatandaşın kendisini değersiz hissetmediği bir ülke idealidir.

Cumhuriyet, halkın yalnızca yönetilen değil, ülkesinin geleceğinde söz sahibi olan bireylerden oluştuğu bir yönetim anlayışıdır.

Cumhuriyet, insan onurunu korumak ve herkes için daha adil bir yaşam kurmak yönünde sürekli çaba göstermektir.

Bu nedenle 29 Ekim'de yalnızca geçmişte kazanılan zaferleri anmakla kalmayalım.

Bugünümüzü sorgulayalım, eksiklerimizi görelim ve yarınlarımız için daha fazla sorumluluk alalım.

Çocuklarımızın gözlerindeki ışığı söndürmeyelim.

Kadınların haklarını koruyalım.

Gençlerimizin hayallerine sahip çıkalım.

İnsanları düşünceleri nedeniyle birbirine düşman etmeyelim.

Adaleti, eşitliği, özgürlüğü ve dayanışmayı hayatımızın temel değerleri hâline getirelim.

Cumhuriyeti yalnızca sözlerimizle değil, davranışlarımızla da yaşatalım.

Çünkü Cumhuriyet, bir milletin geçmişinden aldığı güçle geleceğini kurma iradesidir.

Çünkü Cumhuriyet, halkın kendi kaderine sahip çıkmasıdır.

Çünkü Cumhuriyet, bir çocuğun korkmadan hayal kurabilmesi, bir kadının özgürce yaşayabilmesi ve bir insanın onuruyla hayatını sürdürebilmesidir.

Ve çünkü Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir.

YAŞASIN CUMHURİYET!

YAŞASIN MİLLETİN EGEMENLİĞİ!

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, ADALET VE KARDEŞLİK!

Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, şehitlerimizi ve bağımsızlığımız uğruna fedakârlık gösteren herkesi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Onların emanet ettiği Cumhuriyeti demokrasiyle, hukukla, bilimle, eğitimle ve insan sevgisiyle güçlendirmek dileğiyle…

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Ne mutlu Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkanlara!

Ne mutlu özgürlüğü, eşitliği ve adaleti yalnızca sözde değil, hayatın içinde savunanlara!

Türkiye Cumhuriyeti, geçmişimizin onuru, bugünümüzün sorumluluğu ve geleceğimizin umudu olarak sonsuza dek yaşasın!

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN! 

"Bu makalenin, 29 Ekim'de yalnızca okunmasını değil, insanların üzerinde düşünmesini ve Cumhuriyetin değerlerini yeniden hatırlamasını diliyorum. 

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun! 

 Sevgi ve saygılarımla."

Metin ALGÜL

ReklamlarReklamlarReklamlar
Etiketler:


Bir Yorum Yaz